David Gilmour'un çalışında dikkat çeken şey nota sayısının azlığıdır. Uzun bir solo boyunca kullanılan ses dağarı dardır; etkiyi kuran şey her sesin nasıl açıldığı ve ne kadar sürdüğüdür.
Bükme burada bir süs değil, ezginin kendisidir. Bir ses alttan itilerek hedefe yavaşça varır, orada bir süre tutulur ve ancak sonra vibrato başlar. Varılan yükseklik her seferinde aynıdır; bunu sağlayan şey kuvvet değil, hedef sesin kulakta önceden kurulmasıdır. Yavaş bükme, dinleyiciye sesin yolculuğunu duyurur ve cümlenin ağırlığını artırır.
İkinci ayrıntı gürlük eğrisidir. Gitarın ses düğmesi kısılarak çalınan nota, çalındıktan sonra düğme açılarak büyütülür; atak duyulmaz, ses yoktan belirir. Yaylı çalgıya yakın duyulan bu açılış, elektro gitarın en sade anlatım araçlarından biridir.
Üçüncüsü gecikmedir. Tekrar süresi parçanın temposuna göre ayarlandığında kopyalar ritmin içine oturur ve tek bir çizgi iki sesli gibi duyulur; ayar tempodan bağımsız bırakıldığında aynı pedal yalnız bulanıklık üretir. Zincirin sonunda duran bu birim, doyumdan önce kullanılmaz.
Dördüncüsü manyetik seçimidir. Sapa yakın manyetik teli en geniş salınım noktasından okur ve kalın, yumuşak bir ses verir; Gilmour'un uzun cümlelerinde sık duyulan ton budur.
Bu dil, hızlı çalmayı değil beklemeyi öğretir. Bir cümlenin ardından bırakılan sessizlik, cümlenin kendisi kadar yer tutar.